Teşekkürler Bartın

36 Soru
Cuma, 10 Aralık 2010 12:57

Daha önce tek başına, şimdi iki farklı termik santral olarak gündeme gelen toplam 2640 MW’lık termik santral projelerinin gerekliliğini savunmak insan aklına hakaretten öteye geçmeyecektir. İki ayrı başvuru dosyası halinde ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü’ne yapılan ÇED başvuruları birbirinin kopyasıdır. Bu nedenle her ikisini ayrı ayrı değerlendirmenin gereksizliğine inandığımız için tek başvuru dosyası üzerinden (ÇED, 2010), toplamda 2640 MW gücündeki termik santralin değerlendirilmesinin daha uygun olacağına karar verilmiştir. Başvuru Dosyası’ndaki önemli sayılabilecek 20’ye yakın hususun belirsizlik taşıması düşündürücüdür.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI

ÇED VE PLANLAMA GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NE

ANKARA

Daha önce tek başına, şimdi iki farklı termik santral olarak gündeme gelen toplam 2640 MW’lık termik santral projelerinin gerekliliğini savunmak insan aklına hakaretten öteye geçmeyecektir. İki ayrı başvuru dosyası halinde ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü’ne yapılan ÇED başvuruları birbirinin kopyasıdır. Bu nedenle her ikisini ayrı ayrı değerlendirmenin gereksizliğine inandığımız için tek başvuru dosyası üzerinden (ÇED, 2010), toplamda 2640 MW gücündeki termik santralin değerlendirilmesinin daha uygun olacağına karar verilmiştir. Başvuru Dosyası’ndaki önemli sayılabilecek 20’ye yakın hususun belirsizlik taşıması düşündürücüdür.

ÇED Başvuru Dosyası’nın tümü ekindeki iki raporla birlikte subjektiflik ve yetersizlik örnekleri göstermektedir. Üç ayrı isime hazırlatılan “Hema Elektrik Üretim AŞ. Amasra Termik Santrali (revize) Yer Seçimi Raporu üç alternatif yerin değerlendirilmesi için oluşturduğu kriterlerle subjektifliğin doruklarına ulaşmaktadır. Bu raporun değerlendirmesi süreç içinde mutlaka yapılacaktır. Fakat; Raporda bölgede projeye bağlı olarak düzenlenen ekonomik yapı sayesinde turizm, tarım ve balıkçılık gibi diğer ekonomik faaliyetlerin de gelişeceği iddia edilmektedir (Öztürk ve Ark, 2010, S:9). Bu görüşe veri oluşturacak hiçbir veriye sahip olmadan böyle bir yorumun yapılması, bilimsel sorumsuzluğun en açık örneklerinden biridir.

 

1. Oysa; Bartın ilinin ekonomik yapısını “Sayısallaşmış Swot Analizi”yle değerlendiren bir çalışmada, ilin ekonomik yapısını tehdit eden en önemli faktör olarak Amasra’ya termik santral kurma projesi görülmektedir. Bu çalışmada termik santralin oluşturacağı çevre kirliliği ve insan sağlığı üzerinde yapacağı etkilerin ilin doğal güzelliğinin bozulmasına neden olacağı, bunun da turizm faaliyetlerindeki canlılığı azaltacağı, dolayısıyla ilin ekonomik yapısında bozulmalara neden olacağı ifade edilmektedir (Çelik ve Murat, 2008, S:8). Bu konuda yapılmış buna benzer birçok çalışma varken, termik santralin yöredeki turizm, tarım ve balıkçılığı güçlendireceğini söylemek ne kadar bilimsel ve gerçekçidir?

 

2. Amasra ve Bartın Termik Santral projelerinin enerjide dışa bağımlılığı azaltacağı belirtilmektedir. Bu doğru değildir. Şirket bu çalışmayı yabancı ortakla yapacağını açıklamıştır (Ortak adayı olarak tanıttığı International Power bir İngiliz şirketidir.). Termik santrali yapımı için yabancı kuruluşlardan kredi alınacaktır. Yani finansman da yabancıdır. Termik santralin teknolojisi de yurt dışından alınacaktır. Eldeki verilere göre santralin kullanacağı kömürün tümünün Bartın’daki ocaklardan sağlanması mümkün değildir. Bu durumda kömürün çoğu da yurt dışından getirilecektir. Şirketin kuyularda çalıştırdığı ucuz Çinli işçileri termik santralde de çalıştırması muhtemeldir. Yabancı ortak, yabancı sermaye, yabancı teknoloji, ithal kömür ve yabancı işçi. Bu durumda dışa bağımlılık nasıl önlenecektir?

 

3. Zonguldak-Bartın-Karabük Çevre Düzeni Planı’nda; termik santralin yapılmasının planlandığı alanda sadece tarım, orman, liman ve balıkçı barınağı, turizm ve yerleşim alanı gibi kullanım şekillerine izin verilmektedir (ÇDP, 2009). Çevre ve Orman Bakanlığı kendi planını nasıl yok sayacaktır?

4. Amasra ve Bartın’ın kentsel SİT olarak ilan edilmiş ve tarihi yapıların bulunduğu turizmi ekonomisine kazandırmış yerleşimler olması, Kavşak Suyu gibi çok değerli bir su kaynağının varlığı, doğallığı bozulmamış turistik koy ve sahiller, çok önemli nitelikteki yaban hayatını barındıran ormanlar ve dünyanın en önemli korunan alanlarından biri olan Küre Dağları Milli Parkı göz önünde bulundurulduğunda, Tüm bu doğal ve kültürel kaynaklara zarar verecek toplam 2640 MW gücündeki dev boyutlu iki termik santralin bu yörede inşa edilmesi düşüncesinin yanlışlığı plansal anlamda ortaya çıkmamakta mıdır?

5. Devlet Planlama Teşkilatı tarafından hazırlanan 2023 Turizm Stratejisi’nde; “Karadeniz Bölgesinde yer alan Bolu, Zonguldak, Bartın, Kastamonu ve Sinop illerini kapsayan bölge, … biyolojik çeşitlilik açısından ve eko-turizm potansiyeli açısından Türkiye Turizm Stratejisinde öncelikle eko-turizmin geliştirileceği bölgeler” olarak belirlenmiştir. (2023 Turizm Stratejisi, 2009, S: 55). Yine belgede; “Bölge kültür, kıyı ve doğa turizmi çerçevesinde geliştirilecektir. Bu koridordaki, Şile, Akçakoca, Amasra, Cide, Çaylıoğlu ve Sinop yerleşmelerinde yer alan balıkçı barınaklarının yatları kabul edebilecek şekilde yenilenerek marina/balıkçı köyü kavramı çerçevesinde turizm gelişimi sağlanacaktır” denmektedir (2023 Turizm Stratejisi, 2009, S: 52).

Ayrıca Türkiye 2007-2013 Turizm Eylem Planı’nda Amasra ve Kurucaşile ilçeleri “Ekoturizm Odaklı Gelişim Bölgesi” içinde gösterilmektedir ve Amasra Balıkçı Barınağı’nın yat limanı olarak da düzenleneceği belirtilmektedir (TEP, 2009, S:3). 2009 yılı sonunda Bartın Valiliği’nce hazırlanarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na gönderilen “Turizm Raporu”nda da, Bartın'ın 59 kilometrelik sahil şeridinde yer alan turizm yerleşim alanlarının belirlendiği, bu girişimle turizm yatırımcılarını yöreye çekebilmenin ve turizm imkanını 12 ay üzerinden sağlamanın amaçlandığı basına yansımıştır (Yurthaber, 2009). Bütün ulusal ve yerel planlarda öncelikli olan turizm potansiyelini ortadan kaldıracak olan termik santral yatırımı bu planlarla bağdaşmakta mıdır?

 

6. Bartın 2023 Stratejik Amaçlar ve İl Gelişme Planı’nın “Çevre ve Ormancılık” başlığı altında hazırlanmış olan SWOT Analizi’nde; Bartın’ın “Ekoturizm potansiyelinin oldukça yüksek olması” ve “Doğal yapısının bozulmamış olması” en önemli güçlü yanları arasında sayılmaktadır. “Ağır sanayi tesislerinin azlığı, toprakların kirlenmemiş olması ve doğal kaynakların zenginliği nedeniyle organik tarım ve ekoturizm potansiyelinin yüksek olması” fırsat olarak görülmektedir. Bunun yanında “yer altı sularının azalıyor olması”, “Çatalağzı Termik Santrali’nden denize boşaltılan kül ve cürufların Bartın kıyılarına ulaşması, buralardaki canlı yaşamını yok etmesi (Bartın Valiliği, 2008a, S: 297-299)” tehdit olarak görülmektedir. Bu bilgiler ışığında yapılacak termik santraller Bartın ve Amasra için daha büyük tehditler oluşturmayacak mıdır?

 

7. Termik Santraller, kuş uçuşu Bartın’a 9 km, Amasra’ya 2 km. uzaklıkta, Gömü ve Tarlaağzı köyleri sınırları içindedir. Bu durumda bu köylerin santralin kuruluşunda kamulaştırılması gerekmektedir. Kamulaştırılmazsa bile köy sakinlerinin, santralin çalışmaya başlamasından sonra yaşam alanı kalmayacağı için köylerini terk etmek zorunda kalacaklarını bilmeleri gerekmektedir. Çünkü; Yatağan Termik Santrali’nin kuruluşu sırasında ve sonrasında 5 köy ve bir kasaba halkının Gökçeada’ya gönderildiği kamuoyu tarafından bilinmektedir. Bunlar; Sek, Eskihisar, Beyyaka, Tınas ve Çaybükü köyleri ile Yeşilbağcılar Kasabası’dır (Cumhuriyet Gazetesi, 1986). Bu durum Tarlaağzı ve Gömü köylülerinden neden saklanmaktadır?

 

8. ÇED Başvuru dosyası içinde Termik Santral Projesi’nin etkileyeceği köyler arasında (ÇED, 2010, S:38) Bartın Irmağı etrafındaki Karasu, Güzelcehisar, Saraylı, Gürgenpınarı gibi seracılık, çilek ve fındık tarımı yapan köylere yer verilmemiştir. Bu köylerde yapılan tarımsal üretimin ekonomiye katkısı özellikle gizlenmek mi istenmektedir?

9. Ayrıca her yıl binlerce kişi, yöreye İnkumu, Amasra ve Çakraz’daki ikinci konutlarda veya diğer konaklama yerlerinde kalmaya gelerek turizm etkinliğine katılmaktadır. Bu nüfus da termik santralden etkilenecek nüfus içine katılmalıdır. Bu noktada ikinci konut sahiplerinin evlerinin değerinin düşeceğini bilmesi gerekir. Bu maliyetleri kim karşılayacaktır?

10. Hattat Holding, Hema Şirketi olarak ilk kez 1999’da Bartın’a 150 MW’lık bir termik santral kurmak amacıyla gelmiştir. Daha sonra 2005 yılında tekrar geldiklerinde Amasra’da termik santral kurmayacaklarını, sadece taşkömürü çıkaracaklarını, üretecekleri taşkömürünü piyasaya satacaklarını ifade etmişlerdir. Kendilerine ısrarla sorulduğu halde bir termik santral kurma niyetleri olmadığını söylemişlerdir. Fakat, artık “biz termik santral kurmayacaksak, kömürü de çıkarmayacağız” şeklinde tehditler savurmaktadırlar. Bu durumda Şirketin sözlerine şimdiden sonra nasıl güvenilecektir?

 

11. Bartın halkının yatırımcı şirket hakkında şüpheleri vardır. Şirketin “taahhütlerinin hiçbirini yerine getirmediği, Rödovans sözleşmesinin imzalanmasından bu yana yaklaşık 5 yıl geçmesine rağmen hazırlık çalışmaları tamamlanmamış ve üretim aşamasına geçilmemiştir.” yönündeki eleştiriler zaman zaman kamuoyunun gündemine gelmekte ve firmanın taahhütlerini yerine getirme konusundaki samimiyetinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Bartın Halkında oluşan bu güvensizliğin termik santralden öte, taşkömürü işletmeciliği sırasında da devam etmemesi mümkün müdür?

12. Başvuru Dosyası’nda (ÇED, 2010, S: 38); Amasra ilçe merkezi ve 5 köyünde yapılan ankete ilişkin verilerin ÇED raporunda yer alacağı belirtiliyor. Bu anketin yalan olduğu yapılmaya kalkıldığı zaman Amasra Kaymakamlığı tarafından yasaklanmış olmasıyla anlaşılabilir. Halkın tamamı termik santrale karşı olduğu için uydurma, gerçeği yansıtmayan anket raporları mı hazırlanmıştır?

13. Bartın Halkı, 2001 yılında Bartın Çayı kenarında Boğaz Mevkii’nde yapılması planlanan “mobil santral “olarak adlandırılan 100 MW gücündeki (Amasra Termik Santrali’nin 1/26,4’ü) kül ve cüruf dahi oluşturmayacak olan 6 numaralı fueloille çalışacak termik santrale bile bilinçli bir şekilde tepki vermiştir. Bartın Çevre Birlikteliği önderliğinde başlatılan hukuksal ve toplumsal mücadelede toplanan 20 bin kişilik imza listesinin yanı sıra, santralin yapılması planlanan yerde yapılan 5 bin kişilik piknik ve Bartın kent merkezinde yapılan 20 bin kişilik mitingle tepkisini çok açık şekilde ortaya koymuştur. Bartın Halkı bu süreçte toplanan 25 bin imzayla Amasra Termik Santrali’ne karşı tepkisini çok açık şekilde göstermiştir. Ayrıca, söz konusu bu iki termik santrale karşı birçok etkinlik düzenleyen halk, 24 ve 25 Kasım 2010 tarihlerinde yapılması gereken “ÇED Halkın Katılımı Toplantılarını” da tepkisiyle yaptırmamıştır. Halkın termik santraller konusunda bu kadar duyarlı ve tepkili olduğu bir yerde termik santral kurmak mümkün müdür?

14. Amasra’nın rüzgar bakımından zengin olması nedeniyle, bu yörede enerji sağlamak için en uygun yöntem rüzgar santralleri kurmaktır. Yenilenebilir bir enerji türü olan rüzgar enerjisinin yaratacağı olumsuz etkiler çok düşük düzeyde kalacaktır. Böylece turizm, tarım, ormancılık ve diğer etkinliklere zarar vermeden, sürdürülebilir şekilde sağlanan bir enerji üretim modeli yöreye kazandırılmış olacaktır. Bu yörede var olan rüzgar gücünü enerjiye dönüştürmek, termik santral kurmaya göre daha doğru bir yöntem değil midir?

15. Yatırımcı firmaya ait ruhsatlarda kapalı işletme için tespit edilen görünür rezerv miktarı yaklaşık 573 Mt (Milyonton) olarak öngörülmektedir (ÇED, 2010, S:18). Oysa havzadaki görünür rezerv şirketin bildirdiği 573 milyon tonun çok altında 172 milyon ton olarak bildirilmektedir (TTK, 2010). Yatırımcı şirket, eksi 750 koduna inse bile toplam 225.989 bin ton üretim yapabilecektir. Şirketin TTK ile yapmış olduğu 20 yıllık “Rödovans Sözleşmesi”nde ilk üç yıl için 500 bin ton/yıl, 4-6. yıllar için 2,5 milyon ton/yıl, 7-8 yıllar için 3 milyon ton/yıl, 9-20 yıllar için de 3,5 milyon ton/yıl üretim öngörülmüştür. Yani Şirket Devletle 20 yıllık 56 milyon ton kömür çıkarma anlaşması yapmıştır (TMMOB, 2008, S:45). Şirketin basına yansıyan açıklamalarına göre de şirket Amasra’dan yılda 4-5 milyon ton kömür çıkarmayı amaçlamaktadır.

 

ÇED Başvuru Dosyası’nda 1320 MW gücündeki santral için yaklaşık 466 ton/saat 5800 kcal kömür yakacağı belirtilmektedir (ÇED, 2010, S:9). Bu durumda iki santral toplamda (yılda 7000 saat çalışacağı öngörüldüğü için) yılda 932x7000= 6524000 ton (6,5 milyon ton) kömür yakılacağı hesaplanmaktadır. Amasra kömürünün (tüvenan) kalorisi 3.000 kaloridir. Bu değer ancak cevher zenginleştirme işlemi (Lavvar-Lavvarlama) yapıldıktan sonra 5.800 kaloriye çıkmaktadır. Bu durumda yer altı işletmesinden santralde kullanılması için yılda 6,5 milyon ton değil de, 13 milyon ton kömür (Lavvarlama işleminde yaklaşık %50 artık oluştuğu için) çıkartılması gerekmektedir. Bu şekilde hesaplanırsa (Havzadaki çıkarılabilir nitelikteki taşkömürü miktarı 200 milyon ton olduğu için) 15 yılda havzadaki bütün kömür bitecektir. Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun Batı Karadeniz havzasında 2008 yılında 9.685 işçiyle çıkardığı kömür miktarı toplam (Armutçuk, Kozlu, Üzülmez, Karadon, Amasra işletmeleri toplamı) 2.335.457 ton olduğu (TTK, 2010), hatta 2009 üretiminin 1,6 milyon ton olduğu bilinmektedir. Bu durumda Amasra Taşkömürü işletmelerinin iki termik santralin ihtiyaç duyduğu yıllık 13 milyon ton tüvenan (6,5 milyon ton lavvar kömür) ihtiyacını karşılaması mümkün müdür?

 

16. Daha önce geri çevrilmiş olan 4 ünitelik 2640 MW gücündeki termik santral ÇED Başvuru Dosyası’nda proje kapsamında 60.000 DWT veya 170.000 DWT ağırlığındaki deniz araçlarının yanaşabileceği bir liman inşa edileceği ifade edilmekteydi (ÇED, 2009, S:7, S:36). Yeni ÇED Başvuru Dosyalarında bu ayrıntılar verilmese bile sahada bir liman inşa edileceği yazmaktadır (ÇED, 2010). Şirket bu limanı Kandilli’deki termik santral entegre tesisiyle Amasra Termik Santral Entegre Tesisi arasında kömür alışverişini sağlama amacıyla inşa edeceğini ifade etmektedir. Fakat bu limanın ithal kömür temin için yapıldığı kanısı yaygındır. Çünkü, Kandilli’den Amasra Termik Santrali’ni beslemek mümkün değildir. Hema Endüstri A.Ş.’nin Kandilli’de devraldığı sahadaki toplam rezerv miktarı 13.000.000 tondur. Bu kömür varlığı Kandilli’deki üretim lisansı alınmış olan termik santral çalıştırılmayıp, Kandilli Armutçuk-Alacaağzı sahasında üretilen kömürler Amasra’ya gönderilse bile, bu rezevr Amasra’da planlanan santralin ancak bir yıllık ihtiyacını karşılayabilecektir. TTK kayıtlarında da Armutçuk Müessesi’nde hazır durumda 7.883.164 ton, görünür olarak 15.859.636 ton rezerv miktarı bulunduğu yazılıdır (TTK, 2010). Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda Amasra ve Kandilli’den çıkarılacak kömürün Amasra Termik santralinin kullanımına yetmeyeceği, aksine yurt dışından getirileceği anlaşılmaktadır. İki termik santralin ihtiyaç duyduğu yıllık 6,5 milyon ton 5800 kcal kömürü başka türlü elde etme olanağı var mıdır?

 

17. Daha önce geri çevrilmiş olan 4 ünitelik 2640 MW gücündeki termik santral ÇED Başvuru Dosyası’nda çalışan sayısı; arazi hazırlık ve inşaat aşamasında; hafriyat ve saha hazırlama işlerinde 150 kişi, ünitelerin inşaat aşamasında (liman dahil) 1000 kişi, makine ve ekipmanların montajında 1000 kişi, maden sahalarında 350 kişi toplam 2500 kişi olacağı, işletme aşamasında; kömür yer altı işletme ve kireç taşı sahasında 400, santralde 800 kişi olmak üzere toplam 1200 kişi olacağı belirtilmiştir (ÇED, 2009, S:38). İlgili şirket başlangıçtan beri yöredeki işsizliği, gençlerin iş bulmak için başka kentlere göç etmek zorunda kalmasını koz olarak kullanmıştır. Bu nedenle yeni ÇED Başvuru Dosyalarında bu abartılı rakamları artırarak iki termik santralde toplam (500+500) 1000’e, taşkömürü ve liman işletmesiyle birlikte toplam yaklaşık 11 bine çıkarmıştır (ÇED, 2010, S:9). İki başvuru arasında bir yıllık bir süre olduğuna ve tesis boyutunda toplamda bir değişiklik olmadığına göre istihdam sayısındaki bu büyük fark nereden kaynaklanmaktadır? İstihdam miktarı belirlenirken rasyonellikten uzaklaşarak, şirketin keyfiyetine göre mi davranılmıştır?

18. Termik Santralin çevre üzerinde yapacağı olumsuz etkiler göz önüne alındığında yöredeki turizm etkinliklerinin sona ermesinin yanı sıra, balıkçılığın, çilek, fındık vb. tarımsal etkinliklerin ve orman ürünlerinin zarar göreceği çok açıktır. Bu faaliyetlerden gelir sağlayan çok sayıda insan olduğu düşünüldüğünde, bu insanların gelirlerinin de zarara uğrayacağı, hatta bu işlerde çalışan birçok insanın işsiz kalacağını söylemek mümkündür. Termik santralin yeni istihdam olanakları oluşturacağını söylerken, bu sektörlerde oluşacak istihdam kaybını göz önünde bulundurmamak doğru mudur?

19. ÇED Başvuru dosyasında Pulvarize yakma sistemine sahip olan bir santral kurulacağı, Pulvarize yakma sisteminin 1950’lerden beri başarıyla hizmet verdiği ifade edilmektedir (ÇED, 2010, S:8). 1950’den beri kullanılan bir sistemin dosyada belirtildiği gibi modern bir tesis olduğunu söylemek mümkün müdür?

 

20. Soğutma suyunun Karadeniz’den sağlanacağı belirtilmektedir. Dosyada deşarj suyunun mevcut deniz suyu sıcaklığını maksimum 35 oC olacak şekilde en fazla 2oC değiştireceği yazılmaktadır (ÇED, 2010, S:60). Maksimum 2oC artış olacağına göre, Karadeniz’in 33oC sıcaklığa ulaştığı hiç görülmüş müdür?

 

21. Ayrıca bu sular kullanılmadan önce makinelere zarar vermemesi için çeşitli kimyasal işlemlerden geçirildiği ve denize geri boşaltılması sırasında demir 2 sülfat bakımından zenginleştiği, bunun da deniz ekosistemine zarar verdiği bilinmektedir (Avcı, 2005, S:16-17). Bu işlemler sonunda uzun vadede ekolojik veya ticari önem taşıyan balık türlerinin önemli ölçüde azalmasına neden olmaktadır (Tokinan ve Yurteri, 1994, S:43). Böyle bir durum yöredeki balıkçılık etkinliklerinin zarar görmesine neden olmayacak mıdır?

22. Santral birinci derece deprem bölgesinde kurulacaktır (ÇED, 2009, S:47). Bu nedenle yer altı suyu akış rejiminin değişme riski taşıdığı ve bölgedeki yer altı kömür işletmeciliği kaynak sularının akiferlerine etkili olabilecek derinliklerde gerçekleştirildiğinde ve gerekli önlemler alınmadığında, kaynak sularının yön değiştirmesine ya da yok olmasına neden olabileceği belirtilmektedir (TMMOB, 2008, S: 27-28). Hema Şirketi’nin Kazpınarı Kuyusu’nun inşası sırasında Kavşak Suyu kaynağına zarar verdiği yönündeki tartışmalar Bartın kamuoyunun gündemini uzun süre işgal etmiştir. Bu çalışmalar Bartın’ın önemli bir su kaynağı olan Kavşak suyunu tehdit etmeyecek midir?

Bartın 2023 Planı’nda Bartın’ın yer altı sularının azalması önemli bir tehdit olarak görülmektedir. Kömürün diğer maddelerden kurtulması için yapılması gereken lavvar işleminde 1 ton kömürün yıkanması için 1,2 ton su kullanılması gerekmektedir. Bu durumda yılda 13 milyon ton kömürü lavvar yapmak için; 13.000.000 x 1,2 = 15,6 milyon ton su kullanılması gerekmektedir. Yani sadece lavvar işlemi için günde 42.740 ton tatlı su kullanılması gerekmektedir. Bartın İli Su Kaynakları Yönetimi Strateji Raporu’ndan (Bartın Valiliği, 2008b, S: 32-33) alınan bilgilere göre; belediye sınırları içinde 29.775 ton/gün, kırsal alanda 20.427 ton/gün olmak üzere Bartın ilinin 2007 yılında günlük toplam 50.202 ton suya ihtiyacı olmuştur. Yani termik santralde sadece lavvar işlemi için kullanılması gereken günlük tatlı su miktarı hemen hemen Bartın ilinin tamamında kullanılan günlük su miktarına eşittir. Bartın’ın yer altı tatlı su kaynakları bu miktarda büyük bir ihtiyacı karşılama kapasitesine sahip midir? Bu işlem yer altı tatlı su kaynaklarını tehdit etmeyecek midir?

 

23. ÇED Başvuru Dosyası’nda “ıslak kireçtaşı-alçıtaşı prosesine dayalı en az % 94 verimli bir BGD tesisi kurularak SO2 emisyonlarının minimize edilmesi sağlanacaktır. (ÇED, 2010, S:62).” denmektedir. Desülfirizasyon sistemleri bacadan çıkacak kükürt ve küçük kül parçacıklarını %99’a kadar tutabilmektedir. Ancak bu tesisler azot oksitleri, karbon monoksit ve karbondioksiti, kömür ve küldeki radyoaktif maddeleri filtre etmez. Bu nedenle söz konusu maddelerin yoğunluklarını azaltacak yıkama veya harmanlama gibi işlemlerin, yanma işleminden önce yapılması gerekir (Avcı, 2005, S: 14). Yılda 6,5 milyon ton yanan bir tesiste Karbon, Kükürt ve Azot gazlarını zararsız düzeyde tutmak olanaklı mıdır?

 

24. Bartın ilinde yılda toplam 25.000 ton kömür tüketilmektedir (TMMOB, 2008, S:38). Bu miktar hemen hemen termik santralin bir günlük kömür tüketimine (22.128 ton) denk gelmektedir. Yani Bartın’ın bir yılda tükettiği kömürü termik santral bir günde tüketecektir. Kış aylarında Bartın il merkezinde yaşanan hava kirliliği düşünüldüğünde, santral kaynaklı hava kirliliğinin boyutları ne olacaktır?

25. Genel olarak arkasında yüksek tepe veya dağ olan sahil bölgelerinde kurulan yerleşim birimlerinde meydana gelen “Adveksiyon inversiyonu”, yüksek basınçlı günlerde, sakin ve açık atmosferik şartlarda, sıcak deniz esintileri, karaya ulaşmadan önce soğuk hava akımları üstünden geçtiği sahillerde oluşur. Bu durumlarda yer seviyesindeki soğuk hava tabakası üzerine sıcak hava tabakası yerleşir. Kararlı (stabil) tabaka olarak adlandırılan inversiyon tabakası bir kapak gibi hareket ederek tabaka altında bacadan veya egzozdan atılan kirleticilerin tutulmasına ve birikmesine neden olarak ciddi hava kirlenmesi sonucu ölümcül atmosferik şartlar oluşturur (Öztürk, 2009, S:9). Çevre ve Orman Bakanlığı kaynaklarına göre (ÇOB, 2010, S:86); yılda 15 gün kuvvetli, 124 gün de orta şiddette inversiyonun görüldüğü Bartın ilinde, söz konusu termik santralin atmosfere bıraktığı gazlar ölümcül tehlikeler doğurmayacak mıdır?

26. Termik santrallerin bacasından çıkan ve bitki örtüsünü en çok etkileyen gazlar kükürt dioksit ve azot oksitleridir. Bitkilerin bu gazlara en hassas olan ve etkilenen organı yapraklarıdır. Yapraklardaki stomalar vasıtasıyla yaprak bünyesine giren bu gazlar yapraktaki klorofillerin yapısını bozmaktadır. Ayrıca yanık etkisi, serbest asit halinde yüzeysel olarak da ortaya çıkabilmektedir (TMMOB, 2008, S:58). Ağaçların yıllık halkalarındaki daralmalar, yapraklardaki yüksek kükürt birikiminin, yani SO2’nin, H2SO3 ve H2SO4’e dönüşümünün etkisiyle klorofilli hücrelerin tahribinden ileri gelmektedir (Kantarcı, 2000). Kükürt dioksitin bitkilere olan bu doğrudan etkisinden başka, yöredeki yağışların ve bağıl nemin fazlalığı da topraktaki asitleşmeyi artırıcı, bazlarda fakirleştirici ve mikrobiyolojik etkinliği yok edici bir etkide bulunarak, dolaylı yoldan bitkilerin direncinin azalmasına neden olur. Bu direnç zayıflığı da zararlı böcek ve mantarların üremesi için gerekli ortamı oluşturur. Bu böcek ve mantarlar bitki örtüsünü ve kalitesini giderek yok ederler. Ayrıca polenler ve dişicik boruları zarar gördüğünden döllenme olmaz ve meyve tutmaz. Bitkilerdeki termik santrallerden kaynaklanan zararlar yaprak lekeleri, yaprak kurumaları, yaprak ve meyve dökülmeleri, büyümedeki gerileme, solgunluk ve ölümle sonuçlanır (TMMOB, 2008, S:58). Tarım alanları ve ormanlarda görülmesi muhtemel olan bu etkiler göz önünde bulunmayacak mıdır?

27. Dünyada endemizm düzeyi yüksek ve aynı zamanda hızla habitat kaybına uğrayan alanlar, doğa korumacılar tarafından Sıcak Nokta olarak adlandırılmaktadır. Tehlike altındaki “Karadeniz Nemli Karstik Orman” ekosistemlerinin en iyi yabanıl örneklerine sahip olan Küre Dağları Milli Parkı, bu özelliği sayesinde Avrupa’da Korunması gereken 100 Orman Sıcak Noktası içinde yer almaktadır. Alan, Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) doğa koruma açısından küresel düzeyde öncelikli ekolojik bölgelerinden biri olan (Küresel 200 Ekolojik Bölge) “Kuzey Anadolu ve Kafkasya Ilıman Kuşak Ormanları” içindedir. Alanda, küresel düzeyde nesli tehlike altında olan iki bitki taksonu ile Avrupa düzeyinde nesli tehlike altında olan 33 bitki taksonu mevcuttur. ÇED Başvuru Dosyası’nda (ÇED, 2010), Termik Santral yapılması düşünülen Tarlaağzı ve Gömü’ye kuş uçuşu sadece 13,2 km. uzaklıkta olan Küre Dağları Milli Parkı’nın önemine değinilmemiştir. Küre Dağları Milli Parkı termik santralden yoğun zarar görmeyecek midir?

28. Bu bilgiler ışığında yöredeki bütün bitkisel üretim süreçlerinin; başta dünyanın en önemli korunan alanlarından biri olan Küre Dağları Milli Parkı olmak üzere, diğer ormanlarımızın, meraların ve ziraat alanlarının bu tür bir etkilenmeden önemli miktarda zarar göreceği çok açıktır. Kaya ve Başaran (2006)’ın bildirdiğine göre yörede; Abies nordmannia ssp.bornmülleriana, Emonymus latifolius ssp. cauconis, Centaurea cadmea, Centaurea kilaea, Seseli resinosum, Campanula lyrata ssp. Lyrata ve Galanthus pilicatus ssp. byrzantinus adlarını taşıyan 7 endemik bitki türü vardır. Bu endemik türler de santralden zarar görmeyecek midir?

29. ÇED Başvuru Dosyası’ndan alınan verilere göre; kömürün yanması sonucu oluşan külün yaklaşık %85’i uçucu kül, %15’i kazan altı külüdür (ÇED, 2010, S:23). Dosyadaki bilgilere göre uçucu kül, bahsi geçen noktalardan kül silosuna pnömatik yöntemle taşınacaktır. Taşıma kapasitesi her bir ünite için yaklaşık 45 ton/saat olarak tasarlanacak olan pnömatik sistem, iki termik santraldeki dört ünite birden düşünüldüğünde 4 x 45 = 180 ton/saatlik uçucu kül üretimi söz konusu olacaktır. Termik santraller yılda 7000 saat çalışacağına göre yılda 7.000 x 180 ton = 1.260.000 ton/yıl uçucu külün depolanması gerekmektedir. Santral 49 yıl çalışırsa; 49 x 1.260.000 = 61.740.000 ton (yaklaşık 62 milyon ton) uçucu külün depolanması gerekmektedir. Çıkan külün %85’i uçucu kül, %15’i kazan altı külü (cüruf) olduğuna göre; saatte 31,7 ton/saat cüruf, yılda 7.000 x 31,7 = 221.900 ton/yıl, 49 yılda; 49 x 221.900 = 10.873.000 ton/yıl (yaklaşık 11 milyon ton) cüruf depolamak gerekecektir. Bu durumda 49 yıllık işletme süresi boyunca toplam; 61.740.000 + 10.873.000 =72.613.000 ton kül ve cüruf depolayacak alana ihtiyaç vardır. ( Bu hesaplar pnömatik sistemin kapasitesine göre hesaplanmıştır. Bu oranlara göre kullanılacak kömürün kül oranı %11 olarak hesaplanmaktadır). Bu miktarda külün depolama olanaklarının sınırlı olması nedeniyle Karadeniz’e döküleceğini düşünmek olası değil midir?

 

30. ÇED Başvuru Dosyası’ndaki bilgilere göre; “Santralın işletilmesi sırasında yakma sonucunda oluşan küller, piyasada mevcut hazır beton üretim tesislerine ve/veya çimento fabrikalarına, BDG atık ürünü (alçıtaşı) ise susuzlaştırılarak alçıpan üretimi yapan fabrikalara değerlendirmek üzere satılacaktır. Ancak, satışının gerçekleştirilemediği durumda, yeraltındaki boşluklara dolgu (ramble) malzemesi olarak kullanılacağı belirtilmektedir (ÇED, 2010, S:9). Külün hazır beton ve çimento fabrikalarına satışı ve yeraltındaki boşluklara pompalanması düşüncesi hayata geçirilmesi mümkün olmayan ütopyalardır. Çünkü termik santralden çıkacak olan baca gazı miktarı, aşırı derecede fazla miktardadır. Baca gazı arıtılırken ortaya çıkacak olan kireç taşının kullanım alanının sınırlı olması, pazarlama ve bağlantılarının yapmanın güç olması, oluşacak kireç taşının bu tür alanlarda kullanılması durumunda yeni çevre kirlilikleri yapacağı, alçı taşının ekonomik değeri olmadığı için elektrik üretim maliyetlerini arttıracağı belirtilmektedir. Bu durumda kurulacak baca gazı arıtma tesisinin devamlı çalıştırılmasının mümkün olmadığı bildirilmektedir (Nuhoğlu ve Selmi, Bilinmiyor, S: 71). Örneğin; Çayırhan Termik Santrali’nde hiçbir talep gelmediği için alçı taşı satışı gerçekleştirilemediği belirtilmektedir (Gençsoy ve Kefelioğlu, 1993, S:33). Bu durumda Amasra Termik Santrali’nden çıkacak kül ve cürufu açık alana depolamaktan veya Karadeniz’e boşaltmaktan başka çare yoktur. Depolanması veya Karadeniz’e dökülmesi gereken kül ve cüruf miktarı hesaplandığında termik santralin 49 yıllık ömrü boyunca 72,6 milyon ton arasında kül ve cüruf üretecek bir tehlikeli madde kaynağı olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu miktarda bir artığın oluşturacağı kirliliğin boyutları hesaplanmış mıdır?

 

31. Amasra kömürünün kalorisinin 3 bin kalori olduğu, lavvar yapıldıktan sonra 5.800 kaloriye ulaştığı düşünüldüğünde lavvar atıklarının nereye depolanacağı ayrı bir soru olarak ortaya çıkmaktadır. Termik santralde yılda 6,5 milyon ton 5800 kalori değerinde taşkömürü yakılacağına göre, 3000 kalori değerindeki tüvenan kömürün, 5800 kalori değerindeki kömüre lavvar işlemi sırasında %50 oranında artık oluşacağı için, her yıl 13 milyon ton tüvenan kömür lavvara sokulacak ve 6,5 milyon ton lavvar kömür elde edilecektir. Geri kalan 6,5 milyon ton artığın ise depolanması gerekmektedir. Bu durumda kırk dokuz yılda 49 x 6,5 = 318,5 milyon ton lavvar artığının depolanması gerekmektedir. Sahada bu hacimde yer bulunmadığı için, lavvar atıklarının denize boşaltılmasından başka bir yol bulunmamaktadır. Bu durum Bartın sahillerinin yoğun şekilde kirleneceği gerçeğini ortaya çıkarmamakta mıdır?

32. Kurulacak termik santral Amasra kent merkezine çok yakın yerleşim bölgeleri içinde ve hâkim rüzgâr yönü, deniz ters akıntısı yerleşim alanları yönüne doğrudur. Yani termik santralden çıkan zehirli gazlar ve küller anında insanların soluduğu havaya karışıp var olan kirliliğe termik santralin ürettiği çok daha fazla olan kanserojen etkisi eklenince, astım ve kanser riski katlanarak artacaktır (TMMOB, 2008, S:60). Baca gazları ve partiküller bronşite, anfizeme, akut ve kronik akciğer hastalıklarına ve damar hastalıklarına bağlı olarak ölümlere neden olabilmektedir. Ayrıca hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde ortalama yaşam süresinin 1-2 yıl kadar daha kısa olduğu literatürde yer almaktadır (Avcı, 2005, S:15,16,18). Hava kirliliğinin toplumun psikolojik sağlığına zarar verdiği ve yaşam kalitesinde çarpıcı düşüşler ortaya çıkardığı da belirtilmektedir (Uyar,1993, S:5). Termik santrallerin insan sağlığı üzerindeki bu etkilerinin göz ardı edilmesi mümkün müdür?

 

33. Yapılan çalışmalar Yatağan çevresindeki köyler ve küllerin atıldığı yerlerde radyasyon oranının yüksek olduğunu göstermektedir. Yatağan’ın 50 köyünden 34’ünde radyasyon miktarının insan sağlığının kabul edebileceği sınırların çok üzerinde olduğu, küllerin atıldığı (yığıldığı) bölgelerde ise, radyasyon oranının normalden 19 kat daha fazla olduğu belirlenmiştir (Avcı, 2005, S:17). Bu demektir ki; küller ister depolansın, isterse denize boşaltılsın, normalden oldukça yoğun miktarda radyasyon yer altı sularına veya denize karışacak ve böylece çevrede bulunan insanların, özellikle yazlıkçıların kanser olma riski artacaktır. Böyle bir durumun turizmi güçlendirmesi mümkün müdür?

 

34. Başvuru dosyasında; “Her bir BGD Ünitesi’nde kömürün yakılması işlemi sonucunda oluşan SO2 gazının tutulması amacıyla kireç taşı veya deniz suyu kullanılacaktır” denmektedir (ÇED, 2010, S: 20). Bu durum kireç taşı kullanılması durumunda oluşacak arazi bozulmalarını perdelemek için kullanılmış olabilir. Çünkü daha önce geri çevrilmiş olan 4 ünitelik 2640 MW gücündeki termik santral ÇED Başvuru Dosyası’nda; “Santralde Baca Gazı Desülfirizasyon (BGD) Ünitesi’nde desülfürizasyon işlemi için kullanılacak kireçtaşı miktarı yaklaşık 65 ton/saat olacaktır (ÇED, 2009, S:75).”denmektedir. Santral yılda 7.000 saat çalışacağı için, santral için kireç taşı gereksinimi; yıllık 7.000 x 65 = 455.000 ton, 49 senelik; 49 x 455.000 = 22.295.000 ton olacaktır. 22 milyon ton kireç taşı üretilecek bir maden ocağı için sahada açılması gereken alanın büyüklüğü ve kesilmesi gereken ağaçların sayısı da hesaplanmalıdır. Kireç taşının özgül ağırlığı 2,7 ton/m3 olarak verilmektedir. Bu durumda 22 milyon ton kireç taşına çıkarmak için; 22.000.000 /2,7 = 8.230.452 m3 hacimlik bir sahanın kazılması gerekmektedir. Diğer bir deyişle 100x70 büyüklüğündeki bir futbol sahası 7000 m2 olduğuna göre 10 futbol sahası, yani 70.000 m2 (70 dönüm) büyüklüğündeki bir alanın 8.230.000/70.000 m2 = 117,6 m derinliğinde kazılması gerekmektedir. Acaba, kireç taşı ocağının yeni dosyaya konulmamasının nedeni oluşacak orman kaybı ve arazi bozulmalarını perdeleme isteği midir?

 

35. Tüm bunların yanı sıra; Proje kapsamında olduğu halde başvuru dosyasına daha önceki başvuruda olduğu halde alınmayan liman yapımında kullanılacak dolgu malzemesinin sahadan temin edilmesi ayrı bir çevre sorunu oluşturacaktır. Liman yapımının yaratacağı çevresel sorunları gözden kaçırmak için mi bu dosyada limanın büyüklüğü hakkında bilgi verilmemiştir?


36. Başta Çevre Düzeni Planı olmak üzere aksi yöndeki bütün planların varlığı ortadayken, Amasra’ya 2640 MW gücünde bir santralin kurulmasının planlanması ve bunun için ÇED sürecinin başlatılmış olması çok büyük bir talihsizliktir. Bartın Halkının karşı olmasına rağmen, ticari kaygılarla, sadece bir şirketin yararına olacak şekilde termik santralin kurulmasında ısrar edilmesi toplumsal barışın zedelenmesine yol açmayacak mıdır?

SONUÇ

Bu 36 sorunun cevabını bütün taraflardan beklemek hakkımızdır. Bu sorularının cevabını bulmadan bu süreci devam ettirmek çözümsüzlüğün süresini uzatmaktan öteye gitmeyecektir. Çevre ve Orman Bakanlığı ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü’nün ilgili şirkete hazırlanan “Plan Araştırma Raporu”nun incelenmesi ve değerlendirilmesi neticesinde; “Tarlaağzı ve Gömü’ye kurulacak bir termik santralin turizmi ve balıkçılığı olumsuz etkileyeceği, Küre Dağları Milli Parkı’na zarar vereceği, yörede mekansal değişimler yaratacağı gerekçeleriyle; Termik Santral projesi için alternatif olarak sunulan Gömü-Kızçıkan Koyu yeri mevkii ve Çapak Koyu mevkii, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda bölge için öngörülen kimliğe aykırı bulunmuş olup, her ne kadar teknik açıdan uygun yer olarak gözükse de, planlama ilkeleri bakımından uygun görülmediği anlaşılmıştır” denilmektedir. Bu durumda alternatif olarak önerilen Delikliburun ve Filyos hakkında yeterli bilgi toplanması gerektiği anımsatılmaktadır. Tarlaağzı’na sadece 2 km. uzaklıktaki Delikliburun için aynı olumsuz koşulların varlığı kaçınılmazdır. Bu durumda “Plan Araştırma Raporu” ve benzer oyalayıcı çabalardan bir an önce vazgeçilerek yörede termik santral girişimine son verilmelidir.

 

KAYNAKLAR

2023 Turizm Stratejisi, 2009. Türkiye 2023 Turizm Stratejisi. Devlet Planlama Teşkilatı
Stratejik Planlama Dairesi Başkanlığı WEB Sitesi.
www.sp.gov.tr/belgeler.html/

Avcı, S., 2005. Türkiye’de Termik Santraller ve Çevresel Etkileri. Coğrafya Dergisi, Sayı:13. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü yayını. İstanbul. S:1-26

Bartın Valiliği, 2008a. Bartın 2023 Stratejik Amaçlar ve İl Gelişme Planı. Bartın Valiliği yayını, 440 S.

Bartın Valiliği, 2008b. Bartın İli Su Kaynakları Yönetimi Stratejisi. Bartın Valiliği yayını. Bartın. 64 S.

ÇDP, 2009. Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı. Çevre ve Orman Bakanlığı ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü WEB Sitesi. http://www.cedgm.gov.tr/

ÇDP Hükümleri, 2009. Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı Hükümleri. Çevre ve Orman Bakanlığı ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü WEB Sitesi. http://www.cedgm.gov.tr/

ÇED, 2009. Amasra Termik Santral Entegre Projesi Başvuru Dosyası. Çevre ve Orman Bakanlığı ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü WEB Sitesi. http://www.cedgm.gov.tr/cedsureci/ced_proje_durum/458.htm

ÇED, 2010. Amasra Termik Santral Projesi ÇED Başvuru Dosyası. Çevre ve Orman Bakanlığı ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü WEB Sitesi. http://www.cedgm.gov.tr/CED/Files/cedsureci/ced_basvuru_dosyasi/859.ptd.pdf

Çelik, N. ve Murat, G., 2008. Sayısallaşmış Swot Analizi ile Bartın İli’nin Ekonomik Yapısını Değerlendirme. 2. Ulusal İktisat Kongresi. 20-22 Şubat 2008. Dokuz Eylül Üniversitesi İİBF İktisat Bölümü. İzmir.

ÇOB, 2010. Temiz Hava Eylem Planı (2010-2013). Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğpü yayını. Nisan 2010. Ankara.

Cumhuriyet Gazetesi, 1986. 15 Nisan 1986 tarihli Cumhuriyet Gazetesi.

Gençsoy ve Kefelioğlu, 1993. Termik Santrallerde Baca Gazı Kükürt Arıtma Tesisleri. Çevre ve Mühendis Dergisi. Sayı: 3. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası yayını. S:32-34.

Kantarcı, D., 2000. Hava Kirliliğinin Ormanlar Üzerine Etkileri. Türkiye’de Çevrenin ve Çevre Korumanın Tarihi Sempozyumu. 7-8 Nisan 2000. Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı yayını. S:146-165. İstanbul.

Kaya, Z. ve Başaran, S. 2006. Bartın Florasına Katkılar. Gazi üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi. 6(1). S: 40-62.

Nuhoğlu, Y. ve Selmi, E., Bilinmiyor, Linyitle Çalışan Termik Santrallerde Temel İşlemler ve Çevre Kirliliği. S:65-79.

Öztürk, İ., Alp, K. Ve Altınbaş, M., 2010. Hema Elektrik Üretim AŞ. Amasra Termik Santrali (Revize) Yer Seçim Raporu. İstanbul. Haziran 2010.

Öztürk, M., 2009. Hava Kirliliğini artıran Sıcaklık İnversiyon. Prof. Dr. Mustafa Öztürk. TBMM Çevre Komisyonu Başkan Vekili. Ankara

Uyar, T. S., 1993. Elektrik Üretim Sistemlerinin Çevre Etkileri. Çevre ve Mühendis Dergisi. Sayı: 3. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası yayını. S:4-7.

TEP, 2009. 2007-2013 Turizm Eylem Planı. Devlet Planlama Teşkilatı
Stratejik Planlama Dairesi Başkanlığı WEB Sitesi.
www.sp.gov.tr/belgeler.html/

TMMOB, 2008. TMMOB Bartın-Amasra Termik Santral Raporu. Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yayını. 112 S. Ankara.

Tokinan ve Yurteri, 1994. Termik Santrallerin Çevresel Etkileri. Türkiye Enerji Bülteni. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası yayını. Cilt:1. Sayı:2. Ankara. S:36-47.

TTK, 2010, Türkiye Taşkömürü Kurumu WEB Sitesi. www.taskomuru.gov.tr

Yurthaber, 2009. Yurthaber İnternet Sitesi. http://www.yurthaber.com/haber/bartin-turizm-merkezi-olmak-istiyor-241458.htm

Doç. Dr. Erdoğan Atmiş

Bartın Üniversitesi

Türkiye Ormancılar Derneği Temsilcisi

Bartın Platformu

29.11.2010

 

Yorum ekle

Yorumlarınız anlık IP Adresiniz ile tarafımızdan kaydedilmektedir.


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yorumlar

CNN Türk / Haber

Get the Flash Player to see this player.

Sen de Katıl

Haberin Olsun


Copyright © 2012. Bartın Platformu.

S5 Box

Login Form

ortam dinleme